Türk savunma sanayii, son yıllarda elde ettiği teknolojik kabiliyetleri uluslararası iş birliklerine dönüştürerek küresel pazardaki konumunu güçlendirmeye devam ediyor. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün'ün göreve gelmesiyle birlikte seri üretim ve ihracat odaklı çalışmalar ivme kazanırken, Türkiye'nin savunma diplomasisi de çok taraflı stratejik ortaklıklarla genişliyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın destekleri ve öncülüğünde yürütülen süreçte Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB), ihracat ve savunma diplomasisini stratejik öncelikleri arasında konumlandırıyor.
Türk savunma sanayiinin uluslararası alandaki etkinliğini artıran bu yaklaşım, yalnızca askeri sistemlerin ihracatını değil, ülkeler arasında karşılıklı güvene dayanan uzun vadeli iş birliklerinin geliştirilmesini de kapsıyor. SSB koordinasyonunda yürütülen çalışmalar, devletler arasındaki savunma ilişkilerini ortak üretim, teknoloji transferi ve sürdürülebilir stratejik ortaklıklar çerçevesinde şekillendiriyor.
DOHA'DA DÖRT ÜLKELİ SAVUNMA İŞ BİRLİĞİ
Türkiye'nin savunma diplomasisinde attığı son adımlardan biri, Katar, Pakistan ve Endonezya ile hayata geçirilmesi planlanan çok taraflı iş birliği oldu. Türkiye, Katar, Pakistan ve Endonezya arasında savunma sanayii alanındaki iş birliğini güçlendirmeye yönelik mutabakat zaptının Katar'ın başkenti Doha'da imzalanması öngörülüyor.
SSB koordinasyonunda yürütülen girişim, ülkeler arasındaki mevcut savunma sanayii ilişkilerinin daha kapsamlı bir ortaklık zeminine taşınmasını hedefliyor. Dört ülkenin hâlihazırda yürüttüğü projeler ise Türkiye'nin savunma sanayiindeki uluslararası iş birliği modelinin somut örneklerini oluşturuyor.
Katar'da ASELSAN ile Barzan ortaklığında kurulan BARQ, SARP uzaktan komutalı silah sistemleri ve elektro-optik cihazların üretimine başladı. Pakistan'a yönelik yürütülen projeler kapsamında ise Babur sınıfı dört korvetten ikisi Karaçi Tersanesi'nde inşa edildi. Endonezya'da KAPLAN MT tanklarının üretimi, PT Pindad tarafından sürdürülüyor.
Söz konusu projeler, Türkiye'nin savunma sanayii alanındaki iş birliklerini yalnızca ürün ihracatıyla sınırlamadığını, üretim kabiliyetlerinin paylaşılmasına dayanan ortaklık modellerini de geliştirdiğini ortaya koyuyor.
DÖRT YILDA 30 MİLYAR DOLARI AŞAN İHRACAT
Türkiye'nin savunma sanayiinde geliştirdiği üretim ve ihracat kapasitesi, sektörün ekonomik göstergelerine de yansıdı. SSB'nin seri üretim ve ihracat odaklı çalışmalarıyla 2023-2026 döneminde savunma ve havacılık ihracatı 30 milyar doların üzerine çıktı.
Bu rakam, sektörün son 14 yıldaki toplam ihracatının yüzde 55'inden fazlasını oluşturdu. Özellikle son yıllarda kaydedilen artış, Türk savunma sanayiinin uluslararası pazarlardaki etkinliğini güçlendiren gelişmeler arasında yer aldı.
Savunma ve havacılık ihracatı, 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 48 artış göstererek 10 milyar doları aştı. Son 12 aylık ihracat hacmi ise ilk kez 11 milyar dolar seviyesinin üzerine çıktı.
Elde edilen sonuçlar, Türkiye'nin savunma sanayiinde seri üretim kapasitesini artırırken ihracat pazarlarını da genişletmeye yönelik çalışmalarının ekonomik boyutunu ortaya koyuyor.
TÜRKİYE DÜNYANIN 11'İNCİ BÜYÜK SİLAH İHRACATÇISI
Türk savunma sanayiinin uluslararası alandaki yükselişi, küresel silah ticaretine ilişkin verilere de yansıdı. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'nün (SIPRI) verilerine göre Türkiye, son beş yılda silah ihracatını yüzde 122 artırarak dünyanın 11'inci büyük silah tedarikçisi konumuna yükseldi.
Savunma ve havacılık ihracatının yüzde 56'sının NATO müttefiklerine gerçekleştirilmesi ise Türkiye'nin uluslararası savunma tedarikindeki konumunu ortaya koyan göstergeler arasında yer aldı.
SSB, ihracat ve savunma diplomasisini yalnızca ekonomik kazanımlar üzerinden değil, ülkeler arasında karşılıklı güveni güçlendiren stratejik bir araç olarak değerlendiriyor. Bu doğrultuda yürütülen çalışmalar, Türkiye'nin savunma sanayiindeki kabiliyetlerini uluslararası ilişkilerde uzun vadeli ortaklıklara dönüştürmeyi hedefliyor.
SAVUNMA DİPLOMASİSİNDE DEVLET GARANTİSİ
Savunma Sanayii Başkanlığı, Türk savunma sanayii firmalarının uluslararası alandaki münferit çalışmalarını ortak bir devlet stratejisi altında birleştiriyor. Böylece şirketlerin ihracat ve iş birliği faaliyetleri, devletler arası ilişkilerle desteklenen koordineli bir yapıya kavuşturuluyor.
SSB tarafından imzalanan mutabakat zaptları ve Savunma Sanayii İş Birliği (SSİ) anlaşmaları aracılığıyla muhatap ülkelere "Devlet Garantisi" sunuluyor. Cumhurbaşkanlığı adına yürütülen süreçlerde SSB, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyasi iradesinin desteğini uluslararası savunma sanayii ilişkilerine taşıyor.
Bu yaklaşım, savunma sanayii firmalarının uluslararası faaliyetlerini kurumsal bir çerçevede bütünleştirirken ülkeler arasında güvene dayalı ilişkilerin geliştirilmesine de katkı sağlıyor.
STRATEJİK OTONOMİYE DAYALI YENİ MODEL
Türkiye'nin savunma diplomasisinde öne çıkan unsurlardan biri de muhatap ülkelerin egemenlik haklarına saygı duyan ve stratejik otonomilerini güçlendirmeyi amaçlayan iş birliği modeli olarak dikkat çekiyor.
SSB, kullanım kısıtlamaları dayatan geleneksel tedarikçilerden farklı olarak bağımsız ve güvenilir bir ortaklık yaklaşımı izliyor. Bu kapsamda iş birliği yapılan ülkelerin jeopolitik kısıtları, güvenlik tehditleri ve bütçe dinamikleri analiz edilerek ihtiyaçlarına uygun savunma yol haritaları hazırlanıyor.
Böylece ülkelerin yalnızca mevcut askeri ihtiyaçlarının karşılanması değil, uzun vadeli savunma kabiliyetlerinin geliştirilmesi de hedefleniyor. Türkiye'nin sunduğu model, savunma sanayii alanındaki ilişkileri karşılıklı güven ve stratejik ortaklık temelinde şekillendiriyor.
SAVUNMA SANAYİİNDEN EKONOMİK İŞ BİRLİĞİNE
Savunma sanayii alanında kurulan stratejik ortaklıklar, askeri ilişkilerin ötesinde ekonomik ve diplomatik iş birliklerinin gelişmesine de zemin hazırlıyor. SSB koordinasyonunda yürütülen projeler, enerji, inşaat ve sivil ticaret gibi farklı sektörlerde Türk firmalarına yeni iş birliği imkânları sunuyor.
Savunma diplomasisi kapsamında muhatap ülkelerin üst düzey askeri ve bürokratik karar alıcılarıyla doğrudan güven kanalları oluşturuluyor. Bu ilişkiler, Türkiye'nin farklı sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerinin de uluslararası pazarlardaki etkinliğini artırabilecek fırsatların önünü açıyor.
Bu çerçevede savunma sanayii, dış politikada bir "koçbaşı" görevi üstlenerek diğer ekonomik sektörlerin uluslararası iş birliklerine katkı sağlıyor. Savunma alanında tesis edilen güven ortamı, ticari ilişkilerin genişlemesinde önemli bir unsur olarak değerlendiriliyor.
TEDARİKTEN STRATEJİK KADER ORTAKLIĞINA
SSB'nin savunma sanayii iş birliklerinde benimsediği yaklaşım, askeri sistemlerin satış ve teslimat süreçlerinin ötesine geçiyor. Savunma sanayii tedariki, ülkeler arasında uzun vadeli siyasi, askeri ve lojistik ilişkiler kurulmasını sağlayan stratejik bir "kader ortaklığı" olarak yönetiliyor.
Özellikle askeri platformların 30 ila 40 yıla ulaşabilen işletim ömürleri boyunca personel eğitimi, bakım ve idame faaliyetleri devam ediyor. Bu süreçte taraflar arasında siyasi, askeri ve lojistik entegrasyon sağlanırken, savunma sistemlerinin sürdürülebilir şekilde kullanılmasına yönelik uzun vadeli çalışmalar yürütülüyor.
Karşılıklı güvenin derinleştiği ülkelerde ise iş birlikleri ortak üretim, teknoloji transferi ve ortak araştırma-geliştirme (AR-GE) modellerine taşınıyor. Böylece tedarik süreçleri, ülkeler arasında savunma kabiliyetlerinin geliştirilmesine yönelik kalıcı ortaklıklara dönüşüyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın destekleri ve Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün'ün koordinasyonunda yürütülen seri üretim, ihracat ve savunma diplomasisi çalışmaları, Türkiye'nin uluslararası savunma sanayii ilişkilerinin gelişmesinde önemli rol oynuyor. Katar, Pakistan ve Endonezya ile Doha'da imzalanması planlanan mutabakat zaptı da bu yaklaşımın çok taraflı iş birliği alanındaki yeni adımlarından birini oluşturuyor.












